Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı, üniversitenin tıp fakültesinin kurulması ile birlikte 1993 yılından bu yana çalışmalarına devam etmektedir. Anabilim dalımız Başkent Üniversitesi Hastaneleri'nin değişik birimlerinde radyoloji hizmetlerinin verilmesinin yanında bilimsel araştırmalar ve tıp fakültesi öğrencilerinin ve araştırma görevlilerinin radyoloji uzmanlık eğitimlerinin sürdürülmesi ve tamamlanması konularında çalışmalarına devam etmektedir. 1993 yılında kurulan bölümümüz 1995 yılında modern cihazlarına kavuşmuş ve anabilim dalı yapılanmasını tamamlayarak özellikle bu yıldan itibaren çalışmalarını en üst düzeye çıkarmıştır. Ankara hastanesine ilaveten 1994 yılından beri İzmir Zübeyde Hanım Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde, 1998 yılında bu yana Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2001 yılından itibaren Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2003 yılından beri Konya ve 2007 yılından itibaren İstanbul Uygulama ve Araştırma Merkez'lerinde sözkonusu merkezlerin yapılanmasına paralel radyoloji bölümleri hizmet vermektedir. Ayrıca Ankara'da Yenikent polikliniğinde röntgen, ultrasonografi ve mamografi, Adana Güzelyalı Polikliniği'nde röntgen ve ultrasonografi, Ankara Ayaş Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi ve Ümitköy Poliklinikleri'nde röntgen hizmetleri verilmektedir. Tüm merkezlerimizde 42 öğretim üyesi ve radyoloji uzmanı çalışmalarını sürdürmektedir. 42 öğretim üyesinden 9'u profesör, 8'i doçent, 11 tanesi yardımcı doçent, 5 tanesi öğretim görevlisi kadrosunda bulunmaktadır. 21 adet araştırma görevlisi bulunmaktadır. Bölümümüzde tekniker, tıbbi sekreter, hemşire, danışman ve hizmetli kadrolarında yaklaşık 70 arkadaşımız görev yapmaktadır.

Anabilim dalımızda faaliyetlerimiz girişimsel radyoloji, nöroradyoloji, gövde görüntüleme (abdomen, kas-iskelet ve kardiovasküler), meme görüntüleme, ultrasonografi alanlarında devam etmektedir. Bu çerçevede hizmetler, araştırma faaliyetleri ve eğitim süreçleri gelişmiş magnetik rezonans, bilgisayarlı tomografi, anjiografi, Doppler US, mamografi, dijital röntgen ve dijital floroskopi cihazları ile sürdürülmektedir. Radyoloji hizmet ve çalışmalarının yürütülmesinde Ankara Hastanemizde 2 adet magnetik rezonans cihazı, 2 adet multislice özellikli bilgisayarlı tomografi cihazı, 2 adet periferik anjio (DSA) cihazı, 9 adet ultrasonografi ve doppler ultrasonografi cihazı yanında, 2 adet dijital röntgen (DR) ve bilgisayarlı röntgen (CR) özellikli röntgen cihazı, 4 adet portable röntgen, 1 adet dijital floroskopi cihazı ve 2 adet C-kollu skopi cihazı ile faaliyetlerine devam etmektedir. Ayrıca dijital ve analog özellikte 2 adet mammografi cihazı, 1 adet tomosentez cihazı ve 1 adet kemik dansitometri cihazı bulunmaktadır. Merkezimizde PACS üniteleri ile filmsiz sistemler mevcut olup gerekli durumlarda pek çok ünitemiz teleradyoloji sistemi ile merkezlerarası konsültasyon ve hizmet desteklerini radyoloji alanında sağlamaktadır.

01 Ekim 2009-30 Eylül 2010 tarihleri arasında Ankara hastanesinde yaklaşık 195.000, Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yaklaşık 255.000, Konya Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yaklaşık 116.000, İstanbul Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yaklaşık 65.000, Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yaklaşık 47.000, İzmir Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yaklaşık 29.000 olmak üzere birimlerimizde yaklaşık 707.000 adet radyolojik tetkik ve girişim yapılmıştır.


Başhekimimiz ve Radyoloji Anabilim Dalı Çalışanları


Radyodiagnostik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muhteşem AĞILDERE


Radyoloji Öğretim Üyeleri ve Araştırma Görevlileri


Radyoloji Anabilim Dalı Çalışanları

Anabilim Dalımızda yapılmakta olan tetkiklerin bazıları ile ayrıntılı bilgiler aşağıda verilmiştir.
TOMOSENTEZ VE DİJİTAL MAMOGRAFİ

MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME

KORONER BT ANJİOGRAFİ SANAL KOLONOSKOPİ

AKCİĞER KANSERİNDE ERKEN TANI (DÜŞÜK DOZ AKCİĞER TOMOGRAFİSİ)

GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ
TOMOSENTEZ VE DİJİTAL MAMOGRAFİ:

 

  • Batı dünyasında her 8 kadından biri hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor. Meme kanseri erkeklerde de görülebilen bir kanser türü olmakla birlikte kadınlarda erkeklerden 100 kat daha fazla görülür.
  • Ölüm oranını düşürmede en önemli faktör meme kanserinin erken tanısıdır. Erken tanı düzenli kontrol ve meme muayenesi ile başlar. Radyolojik tetkikler ise tanıda önemli görüntüleme yöntemleridir.
  • Meme kanserinin erken tanısında en önemli unsur olan mamografi memenin direk grafisi olup öncelikle 40 yaş üzeri kadınlarda tarama ya da tanı amaçlı uygulanmaktadır. Erkeklerde de benzer şekilde çekim yapılabilirken fark erkeklerde tarama amaçle değil sadece tanı amaçlı bir görüntüleme yöntemidir. Bu yöntemle henüz kitle oluşmamışken bile küçük, patolojik kireçlenme odakları tespit edilerek erken dönemde meme kanseri tanısı konulabilmektedir.
  • Mamografi iki şekilde uygulanabilir: Analog (konvansiyonel) mamografi ve Dijital Mamografi. Analog mamografide memenin görüntüsü doğrudan film üzerine alınır. Film alındıktan sonra görüntü üzerinde oynanamaz; büyütme yapılamaz ya da doz değiştirilemez. Bu sebeple film alınırken standart koşullar sağlanmalıdır. Belli bir alanı daha ayrıntılı ya da farklı dozda değerlendirmek istenirse yeniden film almak gerekir ki bu da hastanın aldığı dozu artırır. Bunun dışında filmi saklamak için her zaman uygun koşullar sağlanamayabilir ve her zaman filmin kaybolma ya da bozulma riski vardır.
  • Günümüzde ise mamografi uygulamaları için tercih edilen yöntem "DİJİTAL MAMOGRAFİ" olup burada çekilen görüntüler film üzerine değil bilgisayar ekranına aktarılmaktadır. Dijital mamografi, dijital (sayısal) teknolojinin kullanıldığı bir sistemdir. Görüntüler elde olunduktan sonra ekranda istenirse seçilen alanlar büyütülerek daha ayrıntılı değerlendirme sağlanabilmekte ve ek film almaya gerek kalmamaktadır. Görüntü kontrastı değiştirilerek memenin her noktası ayrı ayrı değerlendirilebilmektedir. Dijital mamografi ile memenin kalınlığı ve yoğunluğuna göre verilecek dozu ve sıkıştırma şiddetini ayarlayarak gerek hastanın gereksiz radyasyon almasına gerekse fazla sıkıştırmayla ağrı duymasına engel olunur. Ek film alınmaması hastanın aldığı dozu azaltmaktadır. Ayrıca bu yöntemle elde olunan görüntülerin arşivlenerek daha sonraki takiplerde kolaylıkla tekrar kullanılabilmesi mümkün olmaktadır. Filmlerin kaybolması ya da bozulması gibi riskler ortadan kalkmaktadır.

Ancak çok yoğun memelerde dijital mamografi bile üst üste gelen dokuları ayırarak tanı koymada yetersiz kalabilmektedir. Böyle durumlarda hastaya ek film çekme ihtiyacı doğabilmektedir. Bu istenmeyen etkiyi ortadan kaldırmak ve doğru tanıya yardımcı olabilmek için meme radyolojisinde uygulamaya konan son gelişme ise "DİJİTAL MAMOGRAFİ ve TOMOSENTEZ"dir. Tomosentez, meme dokusunun 3 boyutlu olarak değerlendirilmesini sağlayan bir dijital mamografi sistemidir. Tomosentezin, halen kullanılmakta olan dijital mamografi cihazlarından temel farkı, çekim sırasında dijital mamografi cihazlarında X ışını sabit dururken, tomosentez cihazlarında X ışını tüpünün hareketli olması ve bu sayede birden fazla sayıda görüntünün elde edilmesidir. Dijital mamografide 2 boyutlu değerlendirme yapılabilirken tomosentezde görüntüler hacimsel olarak elde edilir ve bu sebeple 3 boyutlu görüntüler elde edilir. Bu sayede normal dokular tarafından örtülen ve görüntülenemeyen kitlelerin görüntülenmesi kolaylaşır. Çalışmalar tomosentez ile özellikle çok yoğun meme yapısında tümörlerin daha kolaylıkla saptanabildiğini ve tümör sınırlarının daha ayrıntılı olarak değerlendirilebildiğini göstermektedir. Tomosentezde alınan X ışını miktarının, normal dijital mamografi ile alınan X ışını miktarı ile hemen hemen aynı olduğu bilinmektedir. Tomosentez için de çekim yaparken tıpkı normal dijital mamografilerde olduğu gibi meme dokusunun sıkıştırılması gerekmektedir. Günümüzde memenin sıkıştırılmadan görüntülerin alındığı bir mamografi sistemi yoktur.
Akılda tutulması gereken, gerek analog gerekse dijital mamografilerde olduğu gibitomosentez uygulamalarında da saptanan kitle lezyonlarının iç yapıları değerlendirilemez. Yani kitlelerin su içerikleri ya da katı kitle olma özellikleri bu yöntemlerle belirlenemez. Bunu anlamak için ultrasonografiye ihtiyaç vardır.


Dijital mammografi ve tomosentez


Dijital mammografi ve tomosentez
UNUTMAYIN:
MEME KANSERİNDE ERKEN TANI HAYAT KURTARICIDIR.


MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG) NEDİR?
Manyetik rezonans görüntüleme, doktorunuza tanı koymada ve tedaviyi yönlendirmede yardımcı olan, çoğunlukla ön hazırlık gerektirmeyen, ağrısız bir yöntemdir. Manyetik rezonans görüntüleme cihazı organların, yumuşak dokuların, kemiklerin ve diğer tüm iç yapıların görüntülerini oluşturmak için güçlü bir manyetik alan ve radyo dalgaları kullanır, dolayısıyla direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi gibi tetkiklerde kullanılan radyasyonu içermez. Oluşturulan bu görüntüler daha sonra radyolog tarafından bir bilgisayar ekranında değerlendirilir ve raporlanır. Elektronik ortamda iletilebilir, baskı alınabilir veya CD'ye kopyalanabilir.
MR cihazı nasıl çalışır?
MR'da hasta güçlü bir manyetik alan bulunan büyük bir mıknatıs içerisine yerleştirilir ve üzerinde radyofrekans dalgaları gönderilir. Radyofrekans dalgaları vücuttaki hidrojen atomu protonlarını uyarır. Uyarılan protonların ortaya çıkardığı sinyaller özel antenlerle toplanır ve yüksek kapasiteli bilgisayarlarda işlenerek vücudun kesitsel görüntülerini oluşturur. Bu şekilde vücut kesimleri farklı planlarda (sağdan sola, önden arkaya, yukarıdan aşağıya) ince kesitler halinde gösterilebilir.
Hangi durumlarda MRG yapılır?
MRG tetkikleri diğer görüntüleme yöntemleri ile iyi değerlendirilemeyen yumuşak doku hastalıklarında son derece yardımcı bir yöntemdir. Özellikle beyin-omurilik, boyunla ilgili hastalıklarda ve kas-iskelet sitemi ile ilişkili hastalıklarda kullanılan en gelişmiş kesitsel görüntüleme yöntemidir. Ayrıca karaciğer, pankreas gibi karın içi organlarda, kalp ve damar hastalıklarında da güvenle kullanılır.
MRG'nin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Avantajlar

 

  • MRG'de radyasyon yoktur, o yüzden radyasyonun yan etkilerine maruz kalınmaz.
  • Vücuttaki beyin, kalp, karaciğer, omurilik, kas gibi yumuşak dokular diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha detaylı olarak değerlendirilir.
  • MRG ile organların anatomik yapılarının yanında fonksiyonları da incelenir.
  • MRG'de kullanılan kontrast maddelerin (yani vücuda damar yolu ile verilen ve hastalıkların daha net olarak değerlendirilmesine olanak tanıyan ilaçların) alerjik yan etkisi riski, röntgen ve bilgisayarlı tomografide kullanılan kontrast maddelerin yan etkisi riskine göre daha azdır.
  • MRG, kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturmaktadır.
  • MRG, kanser tanısında çok etkili bir inceleme yöntemidir.

Dezavantajlar

  • Kalp pili, manyetik alana duyarlı metal tıbbi yardımcı araç bulunan kişilere MRG işlemi mutlaka gerekmedikçe yapılmamalı ve bu hastalar alternatif görüntü yöntemleri ile değerlendirilmelidir.
  • Vücutta fark edilmemiş bir metal cisim, güçlü manyetik alandan etkilenerek hastaya zarar verebilir.
  • MRG güvenli bir yöntemdir; ancak gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılamaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MRG yapılabilir.

MR GüvenliğiYüksek manyetik alan bulunduğundan, bazı durumlarda MRG yapılması uygun değildir. Aşağıda belirtilen bu durumlardan herhangi birine sahipseniz, bunu çekim öncesi MRG teknikerine bildirmeniz gerekmektedir. Bu durumda MRG çekimi yapılmayabilir veya durumunuza özel teknik kullanılarak yapılabilir.

 

  • Kalp pili
  • Nörostimulatörler
  • Anevrizma klipsleri
  • Yapay kalp kapakları
  • Damar grefti veya stenti
  • İnsülin pompası gibi ilaç infüzyon seti
  • Kohlear implant (İç kulak protezi)
  • Metalik implant veya protez
  • Bu durumlar dışında kapalı yerde kalma korkunuz (klostrofobi) varsa, metal işlerinde çalıştıysanız , önceden vücudunuza şarapnel ya da kurşun yaralanması olduysa, böbrek hastalığınız varsa, hamileyseniz veya hamilelik şüphesi varsa ve emziriyorsanız bu durumunuzu güvenliğiniz açısından teknikere bildirmelisiniz.
  • Daha önceden yaptırdığınız tetkik sırasında gadolinyum içeren MRG kontrast maddesine allerjiniz olduysa da belirtmelisiniz.

Bazı hastalarda işlem sırasında kapalı yer korkusu (klostrofobi) gelişebilir. Bu durumda sakinleştirici ilaç uygulaması yararlı olabilir. Metal, şarapnel ve kurşun parçalarının manyetik alan içinde hareket etmesi ve hastaya zarar vermesi ihtimali vardır. Böbrek hastalığı normalde MRG tetkikinin yapılmasına engel değildir, ancak kontrast madde verilmesi gerekli olduğunda, kan testleri ile hastanın böbrek fonksiyonunun kontrast maddenin atılımını sağlayacak kadar yeterli olduğundan emin olmak gerekir.
MRG'nin gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılmaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MRG yapılabilir. Gebe hastalara paramanyetik kontrast madde verilmemelidir.
Emziren kadınlarda kontrastsız MRG incelemesi yapılmasında sakınca yoktur. Kontrastlı inceleme yapılmış olan emziren kadınlara, ilaç süt ile bebeğe geçtiği için, incelemeden sonraki 24-48 saat süt vermemeleri istenir.
Dövme ve kalıcı makyaj MR görüntülerini bozabilir. Göz farı gibi makyaj malzemeleri metal parçacıkları içerdiği için işlem günü makyaj yapılmamalıdır. İşlem öncesi MR görüntülerini bozabilecek saç tokası, mücevher, gözlük, işitme cihazı, çıkarılabilir diş protezi gibi tüm objeleri çıkarmanız istenecektir. Anahtar, bozuk para, cüzdan ve kredi kartları da soyunma odasında bırakılmalıdır. Üzerinizde görüntü kalitesini bozacak cisimlerin kalmadığından emin olmak için giysilerinizi çıkarıp önlük giymeniz istenebilir.

MRG'den önce ne yapmanız gerekir?
Genel olarak MRG çekimi özel bir hazırlık gerektirmez. Ancak abdomen MRG için 6-8 saat açlık sonrası gelmeniz tavsiye edilir. Aksi söylenmediği takdirde devamlı kullandığınız ilaçları almanızda sakınca yoktur. Gelmeden önce yukarıda belirtildiği üzere metal kısımlar içeren giysileri tercih etmemeniz önerilir çünkü bu durumda hastane önlüğü giymeniz istenebilir.

MRG incelemesi ne şekilde yapılacak ve neler hissedeceksiniz?
MRG teknisyeni sizi MRG odasına aldıktan sonra hareketli bir masaya teknikerin belirttiği şekilde uzanmanız istenecektir. İncelenmesi istenen vücut bölgesi silindir şeklindeki cihazın orta kısmına gelecek şekilde pozisyon verildikten sonra gerekli durumlarda sinyali almak için geliştirilmiş, sargı şeklindeki anten üzerinize yerleştirilebilir. Bu sargı sizi rahatsız etmeyecek şekilde tasarlanmıştır. İnceleme sırasında takırtı tarzında gürültü duyacaksınız. Bu gürültüyü azaltmak için, müzik yayını da verilebilen kulaklıkları takabilirsiniz. Çekim sırasında tekniker konsoldan sizi izler ve herhangi birşey söylediğinizde sizi duyabilir, yani dışarısı ile iletişim sağlanmaktadır. İncelenen vücut bölgesinde bir ısı hissetmeniz normaldir, ancak rahatsız edici boyutta olursa teknikere bildirilmelidir. Sizden istenen hareketsiz bir şekilde kalmanızdır. Bazı hastalar bunu rahatsız edici bulurlar ancak çekimin tamamlanabilmesi için görüntülerin hiç hareket yok iken alınması şarttır. Bazı özel çekimlerde nefes tutmanız istenebilir. İstenen inceleme türüne göre MRG çekimi süresi değişebilir. Yaklaşık olarak ne kadar süreceği çekim öncesinde tahmin edilebilmekle birlikte bu süre hastadan hastaya da değişebilir. Bazı çekimler direkt olarak, bazı çekimler de ihtiyaç duyulduğu anda kontrastlı olarak yapılmaktadır. Bu durumda kolunuzdan açılan damar yolundan gadolinyum içeren kontrast madde verilir ve bu şekilde görüntüler elde edilir.

MRG çekiminden sonra ne yapacağım?
Kontrast madde verilmesi halinde su içerek kontrast maddenin vücudunuzdan atılımını kolaylaştırabilirsiniz.
Kontrasta bağlı allerjik reaksiyon son derece nadir görülür. Ancak, deride kızarıklık, kaşıntı, nefes darlığı gibi belirtiler görüldüğü takdirde hemen teknikere bildirmeli, hastaneden çıktıktan sonra bu belirtiler ortaya çıkarsa en yakın hastaneye başvurmanız gerekmektedir.
Klostrofobi nedeniyle sakinleştirici ilaç yapıldıysa araba kullanmamalısınız. Bu durumlar dışında MRG sonrası dikkat etmeniz gereken özel bir durum yoktur, normal aktivitelerinize dönebilirsiniz. Tetkik raporunuz sizin rahatlamanız ve gerekli olduğu hallerde tedavinizin bir an önce yapılması için mümkün olduğunca erken doktorunuza ulaştırılacaktır.



Beyin MRG


Lumbal MRG


Difüzyon Tensör Görüntüleme


Difüzyon Tensör Görüntüleme

BT ANJİOGRAFİ
BT anjiografi, vücuttaki başlıca damarların görüntülenmesinde kullanılan kol damarından ilaç verilerek yapılan bir görüntüleme yöntemidir. En sık kullanıldığı bölgeler kalp damarları (Koroner BTA), boyun ana damarları, akciğer damarları, karaciğer, böbrek ve beyin damarları ve aort ve bacak damarlarıdır. Ön kol toplar damarından kontrast madde (Boyalı madde) verildikten sonra kontrastın görüntüleyeceğimiz organ damarına ulaşma süresine göre ayarlanarak çekim yapılır. Son yıllarda gelişen çok kesitli bilgisayarlı tomografi teknolojisi ile artık BT anjiografi çok hızlı bir şekilde ve daha yüksek rezolüsyonlu görüntüler alınarak yapılabilmektedir. Ayrıca özel bilgisayar programları kullanılarak kateterle yapılan anjiografiye çok yakın özellikte 3 boyutlu görüntüler yapılabilir.
Kontrast madde, damarların x-ışını altında görüntülenmesini sağlayan damar yolu ile verilen ilaçtır. Kateterle yapılan anjiyografilerde de aynı ilaç kullanılmaktadır. Kontrast madde verildikten sonra çok kısa süreli tüm vücutta ateş basma hissi, ağızda metalik tat, idrar kaçırıyormuş hissi olabilir. Tüm bunlar saniyeler içerisinde geçer. Kontrast maddelerin bulantı, kaşıntı, kusma gibi yan etkileri yanında nadiren alerji riski de olabilmektedir. Böbrek hastalığı şüphesi olanlarda, diyabetik hastalarda, ileri yaştaki hastalarda önce böbrek işlevlerini gösteren kreatinin düzeyine bakılmakta ve bunun sonucuna göre çekim yapılmaktadır.
BT anjiografi ile anevrizmalar, plak birikimleri (kireçlenmeler), diseksiyon denilen damarda yırtılmalar, darlıklar ve tıkanmalara tanı konulabilir. Stent takılan hastaların takipleri yapılabilir.
Koroner BT Anjiografi
Kalbi besleyen damarlar olan koroner arterlerin bilgisayarlı tomografi ile yine ön kol toplar damarından kontrast madde verilerek yapılan görüntüleme yöntemidir.
Koroner kalp hastalıklarından ölüm, ölüme yol açan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. ABD 'de her yıl yaklaşık 1.1 milyon kişi kalp krizine yakalanmaktadır. Koroner arter hastalığı oluşumunda genetik faktörler, sigara, kötü beslenme, kan yağları ve kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı gibi faktörler rol oynamaktadır. Sonradan oluşan kalp hastalıklarının en sık nedenlerinden birisi, kalbi besleyen kan damarlarında damar sertliği gelişmesi nedeniyle tıkanmadır. Kalp damarlarının tıkanması ya da ciddi oranda daralması sonucu kalp kasına yeterli kan gidememekte, kalp kası oksijensiz kalmakta ve kalp krizi oluşmaktadır. Hareketsiz ve stresli hayat tarzı, beslenme alışkanlıklarında değişiklikler son yıllarda koroner arter hastalıklarının görülme oranını daha da artırmıştır.
ABD'de hastanelere göğüs ağrısı ile başvuran hastaların çoğunda kateter anjiografi yapılmakta ve çoğunda sonuçları normal çıkmaktadır. Birçok hastanın gereksiz anjiografi tetkikine maruz kaldığı görülmektedir. Kateter anjiografi halen altın standart yöntemdir ve işlem sırasında stent ve balon dilatasyon gibi tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesine olanak vermesine rağmen bazı komplikasyonlar oluşabilmektedir. Kateter damar içerisinde ilerlerken plakların damar duvarından ayrılmasına ve beyin gibi diğer organlara pıhtı atılmasına neden olabilir. Ayrıca işlem sırasında damar tabakalarının ayrılması, girişim yerinde kanama, anevrizma oluşumu da komplikasyonlar arasındadır. Bu nedenle orta ve yüksek risk faktörü taşıyan tüm hastalara BT koroner anjiyografi yapılabilir. Bunlar sigara içenler, birinci derece akrabalarında erken yaşta kalp-damar hastalığı hikayesi olanlar, şeker ve yüksek tansiyonu olanlar olarak sayılabilir. Ayrıca, göğüs ağrısı olanlarda, stres testleri şüpheli çıkanlarda, koroner arterlerde anomali şüphesi olanlarda da yapılmalıdır. Daha önce by-pass cerrahisi geçirmiş olan hastalarda takılan greftlerinin durumunun değerlendirilmesinde de BT anjiografi kullanılabilir.
Sonuçların doğru değerlendirilmesi tetkikin yeterli koşullarda yapılmasına ve kaliteli görüntülerin sağlanmasına bağlıdır. Bu durumda tetkikin doğru tanı oranı da artmaktadır. Tetkik süresi içinde nabzın düşük ve düzenli olması, hastanın nefesini iyi tutması ve görüntünün alınması sırasında ritm bozukluğu olmaması da doğru tanı oranını arttırır. BT çekilmeden önce kalp hızının çok yüksek olmaması için B-bloker özellikli ilaçlar gerekirse kullanılabilir. Hasta inceleme sırasında BT masasına sırt üstü yatar. İnceleme başlamadan önce hastalarda kalbi besleyen damarlarda genişleme sağlayarak daha iyi görüntüleme yapılması amacı ile dilaltı nitrogliserin tablet verilir.
Ön kol toplar damarından kontrast madde verilerek bir nefes tutumu süresi içerisinde çekim yapılmaktadır. Çekim süresi ortalama 10-20 saniyedir. Alınan görüntüler daha sonra değişik planlarda ve üç boyutlu olarak uzman hekimler tarafından değerlendirilmektedir.
Kalp kasını besleyen koroner arterlerde damar sertleşmesine yol açan plak birikimi değerlendirilir. Koroner arterlerde plak birikimleri görülürse yol açtıkları darlığın veya varsa tıkanmanın miktarı tespit edilerek tedavi gerekliliği ve tedavi yönteminin belirlenmesine katkı sağlar. BT koroner anjiyografi koroner stentlerin açık olup olmadığını değerlendirmede de etkili bir yöntemdir. Ayrıca by-pass geçirmiş hastalarda greft damarların açıklığı BT koroner anjiyografiyle yüksek doğrulukta değerlendirilebilir.
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalında çok kesitli BT ile başta koroner BT anjiografi olmak üzere tüm BT anjiografi işlemleri yapılmaktadır.


SANAL KOLONOSKOPİ
Sanal Kolonoskopi kalın bağırsak yerleşimli erken evre polip ve kanserin tespitinde kullanılan hızlı, güvenilir bilgisayarlı tomografi tetkikidir. Literatürde; 50 yaşın üstündeki bireylere, 3-5 yılda bir kolorektal kanser taraması yapılmasını önermektedir. Ailesinde kolorektal kanser ya da polip öyküsü olan kişilere daha sık tarama yapılması önerilmektedir. Bağırsak kanseri en sık görülen kanser türlerinden biridir. Bağırsak yerleşimli polipler erken tanı alıp, çıkarılırsa kolon kanseri gelişimi önlenebilir. Sanal Kolonoskopi polip ve kanser odaklarının erken tespitini sağlar.
Sanal kolonoskopinin 7-10 mm arasındaki polipleri saptamada tanı değeri yüzde 92 düzeyine ulaştığı saptanmıştır.
Kolon kanserinde dışkılama alışkanlıklarında ishal ya da kabızlık şeklinde izah edilemeyen değişiklik, rektal kanama ya da dışkıda kan görülmesi, iştahsızlık, açıklanamayan karın ağrıları ve kilo kaybı başlıca belirtileridir.
Klasik kolonoskopide uzun, bükülebilir tubüler bir cihaz kolon içerisinde ilerletilerek kolon değerlendirilir. Hasta konforu için inceleme sırasında genellikle sedasyona başvurulur. Cihaz ucundaki küçük kamera vasıtası ile görüntüler değerlendirilmek için monitöre iletilir. İşlem yaklaşık 30-60 dakika sürer. Zor ve nispeten zahmetli bir yöntemdir.
Sanal kolonoskopide , bağırsak temizliği kolonun iç yüzeyinin değerlendirilebilmesi için şarttır. Bağırsak temizliği için üç gün öncesinden lifli gıdaların kısıtlanması, posasız gıdaların tüketilmesine özen gösterilmesi gerekir. Özellikle iki gün önceden başlayarak kuru gıda, bakliyat, çiğ sebze ve meyve yenilmemelidir. Bu dönemde su kaybı olacağı için bol su içilmesi gerekmektedir. Tetkikten bir gün önce hafif bir akşam yemeğinden sonra bağırsak boşaltıcı şurup kullanılır. Sabah kahvaltı yapılmadan, randevu saatinde radyoloji ünitesine gelinir.
İnceleme kalın bağırsaklara anüsten az miktarda hava verilmesi ile başlar. Hava verilmesi ile genişleyen kalın bağırsak ayrıntılı üç boyutlu incelemeye imkân verir. Bağırsaklara hava verilirken bazı hastalar geçici "gaz krampı" şeklinde, bağırsaklarda gerilme hissedebilir. Önce sırt üstü sonra yüz üstü yatarken bilgisayarlı tomografi çekimi gerçekleştirilir ve inceleme sonlandırılır. İnceleme yaklaşık 15-20 dakika sürer.


DÜŞÜK DOZLU AKCİĞER TOMOGRAFİSİ

AKCİĞER KANSERİNDE ERKEN TANI:
"DÜŞÜK DOZ BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ"

Akciğer kanserinin sıklığı ve nedenleri:Akciğer kanseri, hızlı ilerleyen kanser türleri arasında erkeklerde birinci, kadınlarda ise ikinci sıklıkta görülmektedir. Akciğer kanserinin oluşumunda kişisel ve çevresel faktörler etkili olmaktadır. Kanser oluşumunda % 80 etkili olan çevresel faktörler arasında sigara içimi en önemli yeri tutarken genetik yatkınlık ise kişisel faktörlerde ön planda yer almaktadır.
Çevresel faktörlerde sigaranın yanı sıra sanayi gelişmesine bağlı olarak kullanımı artan asbest, benzen, krom, nikel, kadminyum gibi metaller, vinil klorür, arsenik, ultraviyole ışınları etkili olabilmektedir.
Sigaranın akciğer kanseri ile ilişkisi:
Akciğer kanserin çevresel nedenleri arasında en önemlisi şüphesiz ki sigara içilmesidir. Sigara içenlerde başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türü gelişiminin arttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu çalışmalarda sigara içilen ve içmeyen kişiler yıllar boyunca izlenmiş ve bu kişilerde akciğer kanseri gelişme sıklığı ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki ilişki son 50-60 yıldan beri bilinmektedir. Yapılan pek çok çalışmada akciğer kanserlerinin % 85-90 nedeninin sigara olduğu ve sigaranın akciğer kanser riskini 5 kat ile 15 kat arasında artırdığı ortaya konulmuştur. Akciğer kanseri meydana gelmesi bakımından sigara içmeye başlama yaşı, toplam sigara içme süresi ve günde içilen sigara sayısı gibi faktörlerde rol oynamaktadır. Sigaraya ne kadar erken yaşta başlanmışsa, ne kadar uzun süreden beri ve ne kadar fazla sayıda içiliyorsa risk o kadar artmaktadır. Bununla beraber oluşan risk, sigaranın bırakılması ile azalmaktadır.
Akciğer kanseri insanlarda görülen kanserler arasında en hızlı seyreden türlerden birisidir. Bugünkü olanaklar ile ileri dönemde saptanmış akciğer kanserli kişilerde ne yazık ki tedaviye yeterli yanıt alınamamaktadır. Ancak, çok erken dönemde saptanmış akciğer kanserlerinde hastaların tedaviden yararlanma olasılığı artabilmektedir. Bu nedenle akciğer kanserine yakalanmadan önce korunmak çok önem taşımaktadır. Akciğer kanserinden korunmanın en etkili yolu da sigara içilmemesi ve sigara dumanı bulunan ortamlardan uzak durulmasıdır. Birçok ülkede bu yönde yasal düzenlemeler yapılmış ve etkili bir şekilde uygulanmaktadır.
Sigara ile akciğer kanseri arasındaki ilişki sigara dumanından pasif olarak etkilenen kişiler için de söz konusudur. Kendisi sigara içmediği halde çevredeki diğer kişilerin içtiği sigaradan kaynaklanan dumanı soluyan kişilerde de akciğer kanser riskinin 2 kat ile 5 kat arası yükseldiği bilinmektedir.
Akciğer kanserinde erken tanının önemi:
Akciğer kanserinin erken evrelerde tanı alması ile tedavi edilebileceği bilinmektedir. Erken dönemlerde hastalığın belirti vermemesi nedeni ile yoğun sigara içicileri gibi riskli popülasyonda erken dönemde tümörün tespitine yarayacak bir yöntem tedavi şansını artıracaktır. Bir tanısal yöntemin akciğer kanseri taramasında yeterli olabilmesi için erken tümörleri yakalamada duyarlılığı ve iyi huylu nodülleri saptamada seçiciliğinin yüksek olması gerekir. Bilgisayarlı tomografi akciğer nodüllerinin tespitinde akciğer grafisinden çok daha duyarlı bir incelme yöntemidir. Bununla beraber bilgisayarlı tomografide radyasyon kullanılarak incelemenin gerçekleştirilmesi en önemli dezavantajıdır. Görüntü kalitesinden ödün vermeden düşük doz bilgisayarlı tomografi tekniği ile kanser taramasının yapılabileceğinin anlaşılması ile beraber birçok merkezde akciğer taramaları yapılagelmektedir. Düşük doz Bilgisayarlı tomografi yönteminin farkı:
Düşük doz bilgisayarlı tomografi tekniği normal bilgisayarlı tomografiye göre hastaya daha az radyasyon veren, ancak teşhis için yeterli kalitede görüntü alınmasını sağlayan bilgisayarlı tomografi yöntemidir. Akciğer içindeki bir kanser odağının saptanabilmesi lezyon ile çevre doku arasında yaratılan kontrasta bağlıdır. Düşük doz bilgisayarlı tomografi tekniğinde zaman bağlı röntgen tüp akım değeri (mAs) 250 mAs değerinden 50 mAs değerine indirilmektedir. Bu uygulama uygulanan radyasyon dozunda ciddi bir azaltma yaratırken, akciğerdeki kitle ya da nodülün tespitinde önem taşıyan doku kontrastında anlamlı kayba neden olmamaktadır. Normalde rutin kullanılan protokollerle bir akciğer tomografisinde alınan radyasyon dozu ortalama 5 mSv (radyasyon dozu) düzeyindedir. Düşük doz bilgisayarlı tomografi uygulamasında ise bu değer yaklaşık beşte biri düzeyine düşmekte ve ortalama 1 mSv olmaktadır.
Bu şekilde düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taraması günümüzde bazı gelişmiş merkezlerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu merkezlerden birisi Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'dır.



Düşük doz kullanılarak çekilen normal Akciğer Bilgisayarlı Tomografisi


Düşük doz Bilgisayarlı Tomografide saptanan sol akciğer kanseri


GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ
Günümüz tıbbında tanı ve tedavilerde "minimal invazif ? asgari girişimsel" işlemler kullanılmaktadır. Ana fikri, hastalarda mümkün olduğunca en az zararı oluşturan, daha kısa sürede iyileşebilen, hastanede kalma süresini azaltan, büyük cerrahi kesiler yerine küçük delik ve kesiler ile teşhis veya tedavinin yapılabilmesidir. Girişimsel radyolojik yöntemler klasik cerrahi yöntemlere oranla çok daha hızlı ve güvenli olup maliyet olarak da genellikle daha avantajlıdır. Çoğu ameliyat için gerekli olan narkoz alımı, birçok girişimsel radyolojik işlemde söz konusu değildir. Hasta çok daha hızlı sürelerde taburcu olup, gündelik yaşamına dönebilir.
Girişimsel radyolojik yöntemlerin uygulanabilmesi için, bu işlemler için gerekli olan teknolojik görüntüleme donanımının (Anjiografi, floroskopi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi...) olması ve işlemi yapabilecek bilgi ve tecrübeye sahip radyoloji uzmanlarının varlığı gerekmektedir. Başkent Üniversitesi Tıp FakültesiGirişimsel Radyoloji Bölümü tıbbi görüntüleme eşliğinde tanısal ve tedavi amaçlı işlemlerde uzmanlaşmış bir merkezdir. Girişimsel radyolojik işlemler, damarsal (vasküler) ve damar dışındaki girişimler (non-vasküler) olarak başlıca ikiye ayrılır: 1. Damarsal: kalp dışındaki tüm damar sorunlarında (tıkanma, daralma, anormal damarlaşma (vasküler malformasyon ), baloncuk oluşumu (anevrizma), doğumsal veya kaza sonucu oluşan damar hasarları, varisler, tümör oluşumu?) hem tanı, hem de tedaviye yönelik işlemler yapılabilir.
Bu işlemler genelde anjiografi ünitesinde lokal anestezi eşliğinde yapılır ve birçoğunda 1 gece hastane yatışı gerekir.
2. Damar dışı girişimler: Organ ve kitle biyopsileri, sıvı-abse drenajları, kist tedavileri, tümör yakma tedavileri (ablasyon)
Bu işlemler de genelde lokal anestezi eşliğinde yapılır ve yaklaşık 30 dakika sürer. Hastalar dinlenmeyi takiben aynı gün taburcu edilir.
Merkezimizde çok geniş bir yelpazede tanısal ve tedavi amaçlı işlem yapılabilmektedir. Girişimsel işlemler ile birçok durumda cerrahi gerekmeden tedavi sağlanabilmekte veya cerrahi yapılamayan durumlarda tedavi şansı sağlanabilmektedir. İşlemlerin birçoğu ayaktan yapılabilmekte ve işlem sonrası kısa bir dinlenme ve takip süresi sonrası hastalar önerilerle evine gönderilebilmektedir. Ayaktan yapılamayan işlemlerin birçoğunda ise 24 saatlik yatış sonrası hastalar taburcu edilmektedir. Ayrıca merkezimiz başka hastanelerde yatan hastalara da hizmet vermekte, işlem sonrası hastalar ambulans servisi ile yattıkları hastanelere nakledilmektedirler. Hastanemizde gerekli durumlarda tüm işlem öncesi değerlendirme, anestezi ve işlem sonrası takip olanakları mevcuttur.

Dijital Anjiografi Cihazı


Dijital Anjiografi Cihazı


Dijital Rontgen Cihazı

 


İletişim Bilgileri

Adres: Fevzi Çakmak Cad. 10. Sok. No:45 Bahçelievler 06490 / Ankara

Tel: 0312 203 68 68 / 1182